27 Ağustos, 2013

Horses...

Atlar... Öyle müthiş, öyle güzel ve görkemliler ki, yüzyıllardır insanların yegane yoldaşı olmalarının sebebini artık daha iyi anlıyorum.
Geçen hafta Sarıyer Zekeriyaköy'deki Göçmenler's Ranch binicilik kulübündeydik. 
Burası etrafı villalarla çevrili ve her metrekaresi binlerce dolardan satılan, çok değerli bir bölgede göz alabildiğince yeşil bir çiftlik. Nasıl olmuş da böyle bir alan korunmuş şaşırmamak elde değil. Akıl edenin aklına sağlık, ne kadar tebrik etsek az.

Çiftlikte, binicilik alanının yanısıra, içinde inekler, oğlaklar ve keçilerin olduğu, size Heidi'nin yaşadığı yeri anımsatan büyük bir alan mevcut. Çocuklar için paha biçilmez ve doğa içinde müthiş bir yer burası.

Taptaze börek ve poğaçalarıyla sabah kahvaltınızı yaparken at binenleri izleyebileceğiniz, yürüyüş yaparken bir yandan da birbirinden tatlı hayvanları seyredip dahası da dokunabileceğiniz, tam anlamıyla şehirden uzaklaşmak isteyenlerin mekanı.










22 Ağustos, 2013

Dünya'nın en tatlı kedisi

İşte karşınızda RAKI!
Böyle isim mi olur diye düşünebilirsiniz, haklısınız da... Ben de ilk duyduğumda böyle düşünmüştüm :)
Ama ilk sahibi tarafından verilen bir isim olduğundan ve "Rakı" kendi adını bildiğinden değiştiremedik. Sonra da çok sevdik bu ismi, ona yakıştırdık ve de alıştık.

Bu tatlı ufaklık yaklaşık 2 yıldır bizimle. Başlangıçta kedilere olan ön yargımı öyle güzel yok etti ve kendini öylesine sevdirdi ki artık bir birey olarak evimizin bir parçası. 

Onunla birlikte hayvanlara olan sevgimiz arttı, artık her zamankinden daha hassasız.
Onunla birlikte aslında tüm canlıların bu dünyada yeri olduğunu tekrar hatırladık ve yıllardan beri kendimizi "düşünme yeteneği olan en üstün varlık insandır" şeklinde tanımlarken, artık kendimizi eskiden olduğu yerde görmemeye başladık... 
Bu tatlı kediciğe her baktığımızda, Dünya'daki her canlının eşit olduğu ve yaşama hakkı olduğu düşüncesini hatırlıyoruz.

O kadar akıllı ki, onu anlamayı öğrendiğinizde ve gözlemlediğinizde yaptıklarına inanamıyorsunuz.

Rakıcık, ismini seslendiğinzde yanınıza koşarak gelir.
Akşam evinizdeki ışıkları kapattığınızda yatma vakti olduğunu anlar ve sizden önce yatağa koşar en güzel yeri kapmak için :)
İşten eve geldiğinizde siz daha ayakkabılarınızı çıkarmadan etrafınızda dolanmaya başlar. Eğer yüz vermezseniz ayağınıza dokunur ve şımarık bir miyavlama duyarsınız. Ola ki eve her zamanki saatten geç geldiniz, işte o zaman yüzünüze bakmaz. Kapıdan içeri girenin siz olduğunuzdan emin olduktan sonra arkasını döner ve gider :)


Sabahları kalktığında herşeyden önce tırmalama ağacına gider ve sabah egzersizlerini yapar, iran kedileri bu konularda obsesif denebilecek kadar rutin severler.
Bir gün onu hoşunuza gitmeyen birşey yaparken gördüğünüzde ve ismini yüksek sesle söylediğinizde koşarak yanınıza gelir ve gönlünüzü almaya çalışırcasına ayaklarınızın dibinde türlü şebeklikler yapar, taklalar atar, yuvarlanır... Kızamazsınız :)
Her akşam iş dönüşü ilk yaptığımız onu banyoya alıp taramaktır. Bunu çok iyi bildiğinden ve taranmayı çok sevdiğinden sizi banyoya giderken takip eder ve herzamanki yerde yerini alır.

Onu çok seviyoruz ve uzun yıllar bizimle birlikte olmasını diliyoruz.
Sanırım bunca şeyi anlattıktan sonra, size buradan söyleyebileceğim son şey hemen bir tane edinmeniz olabilir. :)

Sevgiler...






15 Ağustos, 2013

Far far away

Sadece bir hayatımız var... Ve bir gençliğimiz...

Nedir istediğin bir düşün. Elinden kumandayı bırak, yanında tembellik yapan arkadaşını da... Çık sokağa, gidebildiğin kadar uzağa at kendini... 
İlla mavi denizler, parlak bir güneş arama... Bazen sadece nefes almak, sadece... Öylesine bakmak... İyi gelir.
Hiç görmediğin renkler ve ışıklar görmeye, sesler duymaya başladığında doğru yerdesin demektir...

Nefes al. 
Dur. 
Ve tekrar.
Hayat... Her nefes alışında... Orada.
















05 Ağustos, 2013

Antalya'da beş gün

"Sadece bir hayatımız var" diye başladım söze...
Bir hayatımız var ve onu, bunu bilerek yaşamalıyız. Yaşamalıyız ki bir gün arkamıza dönüp bakmamız gerektiğinde pişmanlıklarımız mutlu anılarımızdan çok olmasın.

Hayatın her rengini görebilelim ama bu istediğimiz renkleri seçmemizi engellemesin. Dolu dolu yaşamak dedikleri şeyin ne demek olduğunu anlamadan kapanmasın gözlerimiz...

Ve işte attık kendimizi yollara...
İş yaşamından araya sıkışmış hayatımız için bir iyilik yaptık. Biraz kendimizi, biraz birbirimizi ama sanırım daha çok da denizin o güzel sesini dinledik.

Bu yeni bloğumda sizlerle yaşantımdan kareleri paylaşacağım... İçimden gelen neyse o haliyle yorumlamaya çalışacağım.
Bunca zaman sonra yazmayı ne kadar da özlediğimi hatırladım :) Sanırım artık kimse tutamaz beni...

İşte 5 günlük Antalya maceramızdan, Dolce Vita Otel'den kareler.
Görüşmek üzere :)
















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...